top of page

KURUMSAL İNSAN HİKAYELERİ 1 : NE ZAMAN BİTECEK BU MASKELİ BALO

4 gün önce
2 dakikada okunur

Şirketleri kuran insan, çalışan insan, büyüten, yürüten, yöneten insan ama insanın oradaki halinin "başka bir insan hali" olması beklentisi var. Peki neden?


Sıkça duyuyorum, bence siz de duydunuz bu meşhur beklentiyi ve "buraya normal davranışlar başka" efsanelerini.

Kocaman kocaman yetişkinlerin ana sınıfı günlerine meyledecekleri iletişim ortamını kuran; masaları, koridorları, toplantı odalarını garip birer başkalaşım merkezlerine dönüştürenlerin ana savunma hattı tam da bu işte. "İş dünyasında her şey mübah" yahut "İş dünyası burası, içeriye karakterleriniz giremez". Kulağa ağır geliyor olabilir. Fakat biraz ağır gelmezse kulak arkası yapmayı seçmeniz olası. 


Şimdi gelelim neden bir insanın iş rolleri içinde kendisi gibi davranmamasını, adeta bir iş personası yaratmasını normalleştiren görüşlerin kök nedenlerine. Birlikte düşünelim. Hangi nedenlerden olabilir?Yani kurumsal hayattaki Banu başka, kişisel yaşamındaki Banu başka biri olmalı ihtiyacından bahsedenler; "Aman dikkat et kurtlar sofrası burası" diyor. Sonra ekliyor: "Böyle göründüklerine bakma, bir lokmada yutarlar seni." Ama markette şampuan seçerken kafası çorba olan masumla bu masalarda böyle anlatılan kurtlar aynı kişiler... O nasıl oluyor? Ya da neden böyle olsun isteniyor?


Bu tip konularda "bunu kim istiyor?" sorusuna odaklanmayı severim. Kim bu, bir insandan en az iki kişilik bekleyenler? Kim bu gerçek hayatta ayıplayacağımız, selamı keseceğimiz halleri "ama burası iş dünyası" diyerek normalleştirelim isteyenler?


İlk aklıma gelen, gerçek dışı isteklerine ve irrasyonel beklentilerine kılıf arama isteğindekiler oluyor. Yani "Bu neden böyle olsun ki?" diye sormanız, özellikle şirketlerin gediklileri için duymak isteyecekleri sorulardan değil. Bir diğeri, iş yaşamındaki hallerini gerçek yaşamından ayrı tutma imkanı bulunması halinde; kimi kez yetersizliklerinden, kimi kez basiretsizliklerinden, çoğu kez de rehavetlerinden kaynaklı hatalı her tavrı, her kararı, her duruşu iş kimlikleri altına yazıp masum bir "ben"i kenara ayırma arzusundandır diye düşünüyorum. Başka kimlerin işine gelir bu efsanenin genel kabulü derseniz; art niyetli yöneticilerin diyebilirim. Karar ve eylemlerimizle iş ya da özel yaşam fark eder mi; değerler, etik kurallar, yasalar iş yerinde askıya mı alınır? Bence alınmamalı. Bireysel, toplumsal ve yasal tüm sınır ve kurallar, nerede olursak olalım bağlayıcılığını korur. İş şapkası altında yalan söyleyip sonra "Ama o işti, özelde..." diyerek yalancı olmaktan kurtulabilir misin yani? 


İnsan kendinden ne kadar uzağa düşerse o kadar çok hata yapar, bir o kadar da başarısız olur. Gerçek başarı kendi özüyle irtibat halinde gelir ve kalıcı olur. Bir ömrün büyük bölümünü çalışma yaşamında geçiren insanın, kendisini bölen, parçalayan ve buna "profesyonellik" adı altında muamele edenlere karşı tek bir silahı var: Kendisi gibi olmak. Çünkü gerçekten çalışan, üreten, risklerle bu günlere gelmiş, bin türlü badire görmüş ve görmekte olan şirket kurucuları ya da gerçek sorumluluk sahiplerinin beklentisi; türlü hallere girmiş, kılıflar içinde yaşamayı adet edinmiş, var olan dışında gerçeklikler yaratmayı işin lehine diye anlatanların sanal gerçekliği değil. Onların profesyonellik ifadesi; işi bilmek, işi bitirmek, geliştirmek, riskleri doğru yönetmek, sorumluluk almak ve büyütmektir.


 Oysa bu sanal dünya mimarlarının pompaladığı "profesyonellik" ve "iş dünyası gerçekliği" zaten "gerçek" değil. Ve bunu zaten en çok da işin sahipleri biliyor. O yüzden popüler kültür kalıplarını veya dışarıdan dayatılan rolleri takip edip gerçekliğinizin ekseninden kaymayın. Doğru da olabilir, yanlış da... Fakat kendiniz değilseniz, doğru da sizin değil, yanlış da düzeltilebilir değil. 





 
 
 

Yorumlar


bottom of page